1. Ana Sayfa
  2. Bitki Dünyası
  3. Çiçeklerin Dili

Çiçeklerin Dili

featured
Reklam Sponsoru

İnsan bir kitap gibi, anlatmak ve anlaşılmak ister. Bu nedenledir ki yüzyıllar boyunca kendini ifade edebilmenin sayısız yolunu icat etmiştir. Sözcükler, şarkılar, resimler; düşüncelerimizi ve hislerimizi beyan etmenin en bilindik yöntemleridir şüphesiz. 

19. Yüzyılda edindiği popülerliği şimdilerde yitirmiş olsa da aslında bir zamanlar duyguları anlatmanın bir başka yolu da çiçeklerdi. Yüklendikleri manaların mahremiyetini bir muhafız gibi koruyan çiçekler, sahibine çeşitli mesajlar iletirdi. Görevini tamamladıktan sonra ise ya bir hatıra defterinin sayfaları arasında kurur, ya da bir vazonun içinde sessizce  kendini imha ederdi.

Renkleri, duruşu hatta sahip oldukları mitolojik geçmişleri her çiçeğe farklı bir anlam kazandırmıştı. Özellikle kadın erkek ilişkilerinin son derece katı ahlaki kurallarla kısıtlandığı Viktoryen dönem İngilteresinde önemli bir haberleşme aracı haline gelmişti.

Reklam Sponsoru

Çiçekler; karşılık geldiği kelimeler doğrultusunda seçilir, sonra cümle kurar gibi diğerleriyle bir araya getirilip “tussie mussie” olarak da adlandırılan, hoş kokulu  buketlere dönüşürdü.

Gelin buketlerini andıran ancak çok daha küçük boyutlu buketlerdeki şifreler ise oldukça yaygınlaşmış el kitapları sayesinde çözülürdü. Bu anlamda klavuz niteliği taşıyan ilk kitap  1811 yılında Fransa’da yayımlanmıştır. B. Delachenaye’ne  Abecedaire de Flore kitabında çiçekler ve onlara atfettiği manalardan bahsetmiştir. Ardından  bu kitaplar İngilizceye de çevrilmiş, zamanla farklı yorumlar katılarak tüm Avrupa’ya yayılmıştır.

Aslında Kitapları bir çiçek sözlüğü olarak tanımlayabiliriz . Her çiçek yakıştırıldığı anlamlar ve taşbaskı tekniği sayesinde resimleriyle birlikte sözlüklerde yer alıyordu. Örneğin papatya “temiz kalp” anlamına gelirken, krizantem “karşılıksız sevgi anlamındaydı. Mimoza “ fazla alıngansın”,  fulya “unutma beni” demekti . Tabi aynı çiçeğin farklı renkleri de manalar konusunda çeşitlilik ihtiva ediyordu. Mesela Sarı Lale “umutsuz aşk” iken kırmızı lale “aşkımı itiraf etmek istiyorum” anlamında kullanılırdı. 

Henry Philips Floral Emblems kitabı. (İlk İngilizce çiçek dili kitabı)

İşte bu zarif mesajlaşma modası yüzyılın ortalarına doğru öyle bir hal alır ki çiçekleri tutma hatta üzerinde taşıma şekli bile artık ilgili kişiye  bir şey anlatır. Eğer biri elindeki çiçeği yukarı doğru tutuyorsa bu “sevdiğim biri yok” aşağı doğru tutuyorsa “başka birini seviyorum manasında kabul edilir. Alan kişi çiçeği dudaklarına götürüyorsa“evet” bir yaprak koparıp atıyorsa “hayır” demiş oluyordu.

Ayrıca küçük bir anektod olarak çiçek dilinin uzun bir yolculuk sonrası batıya ulaştığına da kısaca değinmek gerekir. Fransa’da başlayıp tüm Avrupa’yı saran bir furyaya dönüşmüş olsa bile özellikle çiçek yetiştirmenin seçkin bir zevk unsuru olarak görüldüğü Lale Devri’nde ortaya çıktığı söylenebilir. O dönem Osmanlı topraklarında görev yapan bir İngiliz sefirinin hanımı olan Lady Mary Wortley Montagu 1763 yılında dostlarına yazdığı mektuplarda İstanbullu kadınların çiçekler yoluyla konuştuğundan söz etmiştir. Bunun haricinde bir çok oryantalist yazarın ya da yolu Anadolu’ya düşmüş ünlü seyyahların da sıkça anlattığı gibi penceresinde kırmızı çiçeklerin büyüdüğü evlerde gelinlik kız, sarı çiçekli saksıları olan evlerdeyse hasta olduğu o sokaktan geçenlerin daha dikkatli davranması gerektiğine işaret etmenin bir yolu olarak kullanılırdı. Ayrıca hareme gelen cariyelere çiçek isimleri verilmesini ya da daha basit bir örnek olarak divan şiirinde gülün peygamber sevgisini laleninse ilahi aşkı simgelediğini  düşünürsek çiçekler bir iletişim kanalı olmaya doğuda başlamıştı diyebiliriz. Elbette prensip olarak bu yeni çiçek diline göre farklıdır ancak yine de temelinde gösterdiği benzerlik ve bir ifade şekli olması sebebiyle ilham kaynağı olmuştur.

Yorum Yap

Yorum Yap