1. Ana Sayfa
  2. Şehir ve Bölge Planlama
  3. Covid-19’un Kentsel Tasarıma Etkileri

Covid-19’un Kentsel Tasarıma Etkileri

featured
Reklam Sponsoru

Covid-19 uzun bir süredir işimizi, sosyal hayatımızı, bakış açımızı yani kısaca yaşamımızı değiştirdi. Araçların daha az kullanılması, bisiklet kullanımının artması ve halka açık yerlerde yürüyüşlerin artması olumlu etkileri. Yeşil alanlar, doğa ve parklar daha değerli hale geldi. Aynı zamanda insanlarda farkındalık arttı. Bir kişinin hareketi başkalarını da etkileyebileceği için daha sorumlu ve bilinçli hareket etmeye başladılar. Ancak şehirlerde yoğunluğun çok olmasından kaynaklı sosyal mesafesiz dolaşmak hasta olma riskini çoğalttı. Kentsel tasarımcılar insanları, ekonomiyi ve çevreyi bir bütün olarak düşünmelidir. Covid-19 dan ders çıkarıp hatta bunu bir fırsata çevirip daha sağlıklı yaşam biçimlerine yol açan kentler tasarlanmalıdır.

Pandemi döneminde yapılan bir tasarımı paylaşmak isterim. MuseLAB Corona virüs tasarım yarışmasını kazanmış. Bu tasarım aslında bir çok kişiye de ilham olabilir. Projeyi özetlemek gerekirse bu süreçte insanlar hem fiziksel hem psikolojik zorluklar çekti, çekiyor. Projenin ana fikri izolasyon, eğitim ve boş zamanı bir arada düşünmek. Amaç ise basit, pratik, yararlı ve üretilebilir bir tasarım.

Bana kalırsa artık tasarımda eski bilinen doğrular doğru olarak kabul edilmemeli sosyal mesafeye uygun yeşil alanın sık olduğu kentler tasarlanmalıdır. Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (UN ESCAP) yeni tasarımları oluştururken yararlanılabilecek 5 önemli strateji paylaştı. Bunlar: İlk olarak toplu taşımaya dayalı kompakt şehirler planlanması önerilmiş daha sonra aktif hareketliliğe önem verilmesi önerilmiş yani toplu taşıma değil de yaya olarak da hareket etmeliyiz. Üçüncü olarak, yeni altyapı planlamak ve geliştirmek geliyor. Dördüncü olarak, dinlenme alanları ve halka açık parkları geliştirmek ki bence bu en önemlisi çünkü yeşil alanın hayatımıza katkıları çok fazla. Son olarak ise bulunduğumuz ortamı güzelleştirmek adına yürüyüş ve bisiklet yolları kenarlarına ağaç dikmek bulunuyor. Bu stratejileri pandemi öncesi de uygulamaya başlasaydık ne kadar da güzel bir dünya olurdu.

Reklam Sponsoru

Covid-19 şehirlerin zayıf noktalarını ve dirençsiz olduğu kısımları güçlendirmek için bir fırsat. Şehirlerin nasıl planlandığı, ne kadar dayanıklı olduklarını belirler. Covid-19 insanların sosyal mesafe kurallarına uymayı zorunlu kılmasının yanı sıra daha kalıcı çözümlere de yol açmıştır. Bunlar, uygun fiyatlı konutlar, kamusal alana erişimin kolaylaşması, ve gayriresmi yerleşimlerin iyileştirilmesidir.

Pandemi başladığından beri aklımda bir soru var ki nasıl olacak yeni kentsel tasarımlar? Ya da tabiri caizse covidsel tasarımlar. Kent tasarımı yapılırken insan sağlığını düşünmek zorundadır tasarımcılar. Bol miktarda doğal ışık alan ve iyi havalandırılan ortak alanlar bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önleyebilir. İnsanları sosyalleşirken güvende ve sağlıklı tutmak en önemli politika olmalıdır. Seyahat ve ulaşım en riskli alanlar. Her gün toplu taşıma ile işe giden insanların sayısı çok fazla. Bu sayının azaltılması adına insanlar yürümeye, bisiklet kullanmaya teşvik edilmelidir. Bunun yanında kalabalık toplantı ve görüşmelerin de kısıtlanması bir seçenek olabilir. 

Bu pandemi sürecinde birçok tasarımcının da aklına geldiğini düşündüğüm bir terimi paylaşmak isterim biyofilik tasarım. Nedir bu biyofilik tasarım? Biyofili terimi biophilia dan gelir. Yani yaşam sevgisi demektir. Diğer bir deyişle doğal çevreyle olan içsel bağımızdır. Biyofili tasarımı da mimari tasarımla doğayı birleştiren anlamına gelmektedir. Yazımın başlarında yeşil alanın önemini vurgulamıştım. İşte biyofili tasarım da tam olarak yeşil alanı, doğayı arttırmaya ve güzelleştirmeye yönelik bir fikirdir.

2 tür doğa vardır aslında. Biri şehre getirdiğimiz doğa diğeri doğanın kendisi, asıl doğa. İkisi arasındaki dengeyi yakalamak, özellikle kamusal alanlarda doğal unsurlar kullanarak binalarda farklı bir bakış açısı yaratmak ve insanların üzerindeki etkilerini gözlemlemek çok önemlidir.

Yeni normal başladığından beri insanlar daha sessiz, sakin ve kalabalık olmayan yerlere gitmeye ihtiyaç duyuyor. Kapalı yerlere gitmektense açık alanlarda bulunmayı tercih ediyorlar. Pop-up alanların kullanımı da bu sayede artmış bulunuyor. Yeşil alanlarla birlikte pop-up alanların da artırılması ve buralardaki düzenin insanları sosyal mesafeye uymaya itmesi salgının bulaşma riskini azaltabilir. Pandemi sonrası tasarımların nasıl yapılacağı kesinleşmemek ile birlikte temizliğe ve sosyal mesafeye uygun, sade ve açık alanların ön görüldüğünü söylemek mümkün.

Yazımı yaptığım araştırmadan edindiğim sonuçla bitirmek istiyorum. Tarihte Covid-19 dan önce birçok salgın oldu ve bunlarla farklı şekillerde baş edildi. İnsanların sağlığı gözetilerek yeni yapılar, kentler tasarlandı. Ve yine de o şehirler ayakta kaldı. Yani demem o ki virüsün kentlerdeki uzun vadeli etkileri için bir şey söylemek zor ancak geçmişten de edinebileceğimiz bir ders var ki şehirler ölmüyor. Bu hastalıklar yaşayışımızı değiştirmekte, şehirlerin şekillenmesinde büyük ölçüde etkileri var. Ama şehirler hastalıklardan bağımsız hareket ederler. Krizlere ve pandemilere dayanırlar, uyum sağlarlar, değişirler ve büyürler.

Kaynaklar:

  1. https://www.itdp.in/how-will-covid-19-shape-urban-planning/
  2. https://www.theguardian.com/society/2020/may/24/will-covid-19-show-us-how-to-design-better-cities
  3. https://www.emeraldgrouppublishing.com/architecture-urban-design-post-covid-19-city-transcript
  4. https://theconversation.com/cities-will-endure-but-urban-design-must-adapt-to-coronavirus-risks-and-fears-135949

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Bilkent Üniversitesi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarlığı

Yorum Yap