1. Ana Sayfa
  2. Çevre
  3. Kentin Doğaya Açılan Penceresi – Ağaçlar

Kentin Doğaya Açılan Penceresi – Ağaçlar

featured
Reklam Sponsoru

Uygarlık tarihinin başlangıcı olarak kabul edilen kentsel mekanlar, insanların toplu yaşama içgüdüleri ile sosyal-kültürel-ekonomik, teknoloji ve politik boyutta çok yönlü eğilimlerinin ortaya koyduğu bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kentin fiziksel yapısı ve karakterini, kentin doğal fiziki yapısı ile birlikte kentte yaşayan insanların yaşam biçiminin ve eğilimlerinin birbirleriyle olan ilişkileri ve etkileşimleri oluşturmaktadır. Günümüzde nüfusun giderek artması,  yatay ve düşey yapılaşmanın yoğunlaşması, açık ve yeşil alanlarının azalması gibi nedenler yaşadığımız kentleri giderek yapay bir görünüm kazandırmakta ve doğal karakterden tamamen uzaklaştırmaktadır. Aslında canlı bir organizma olarak kabul edilen kentler aynı zamanda insan etkisinin ve faaliyetlerinin baskın olduğu tamamen yapay bir organizmaya dönüşmektedir. Bu durum kent insanını doğadan uzaklaştırmakta beslenme şeklinden yaşam kültürüne hatta zevklerden rekreatif eğilimlere kadar değişmekte ve çok yönlü farklılıklar ortaya çıkabilmektedir.  Doğadan tamamen farklı ve kendine özgü yapay karakterli kentler, her ne kadar her türlü teknoloji imkanlara  ve ideal bir konfora sahip olsa da aslında doğal elementlerin mevcudiyeti veya kullanılması zorunlu bir ihtiyaç olarak kabul görmektedir. Kent insanı için çoğunlukla doğa ile temasta bulunmak özellikle insan sağlığı ve ekolojik boyuttaki hizmet ve katkılar açısından önemlilik arz etmektedir.
Kentlerde doğal alanların veya doğal elementlerin kent insanlarına, DUYGUSAL (stresi azaltıp mutluluğu artırması v.b.), BİLİŞSEL (zihin yorgunluğunu azaltması v.b.), GELİŞİMSEL (özellikle çocuklarda daha yüksek seviyede zihinsel aktiviteleri teşvik etmesi v.b.) DAVRANIŞSAL (maceracı davranışları desteklemek suretiyle kişilerin kendine olan güveni artırması v.b.) ve SOSYAL (sosyal sınıflar arasındaki sınırları kaldırarak kişiler arası iletişimi ve kaynaşmayı desteklemesi v.b.) anlamda faydalar sağlayabilmektedir.
Aslında şu soru akla geliyor. Yapay organizma niteliğindeki kentsel mekanlarda doğayı anımsatan veya kentle büyüyen ve gelişen en önemli doğal elementi hangisidir?
Bu sorunun hiç kuşkusuz tek cevabı vardır! AĞAÇLAR…
Çünkü ağaçların ömür sürelerinin uzun olması nedeniyle belki de kent insanından daha fazla kentle bir arada yaşamaktadır. Aslında kentin asıl ve kalıcı doğal elementi olarak kabul gören ağaçlar, doğa ile kenti bütünleştiren ve kentin doğaya açılan bir penceresi olarak ifade edilebilmektedir.  Ağaçlar, genel olarak doğal kara ekosistemlerinin ve özellikle orman ekosistemlerinin egemen (baskın) elemanlarıdır. Ağaçlar, yalnızca topraktan su ve mineral maddelerini, havadan da karbondioksiti almak, organik madde üretmek, havaya oksijen vermek, canlılara besin, barınak ve üreme olanakları sağlamak gibi yaşamsal işlevleri yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda çevrelerindeki canlı ve cansız tüm varlıklarla karşılıklı olarak birebir ilişki ve etkileşimde bulunarak kent ekosistemine büyük katkıda bulunurlar. Bu nedenle, ağaçlar içinde bulundukları her ekosistem için vazgeçilmez elemanlar olup sağladığı çok yönlü hizmet ve katkıları nedeniyle, kentsel alanların yaşam kalitesinin yükseltilmesinde önemli rol üstlenmektedirler.
Kent insanının doğa, ağaç, orman gibi konu ile ilgili kavramlar konusunda ülkeden ülkeye, kentten kente hatta aynı kent içindeki insanların sosyal, kültürel ve ekonomik yapılarına göre de farklı algılama veya tanımlar yapılabilmektedir. Örneğin yapılan bilimsel çalışmalarda ağaçlar size neyi anımsatıyor? sorusuna kentte yaşayan çocukların, yapısal materyal için odun kaynağı derken, kırsal ve kent kenarlarında yaşayan çocuklar içinse sadece oyun alanı olarak görülmektedir.
Ağaçların ve ormanların doğal formları, renkleri, ölçüsü, dokusu, kokusu, sesi, hareketliliği, çizgisel özelliği, silueti gibi özellikler duyusal olarak algılanabilecek özellikleridir. Bu özellikler insanın düşünsel, duygusal ve fiziksel açıdan olumlu katkılar sağlamaktadır. Ulrich (1984) tarafından yapılan bir araştırmada, hastanedeki oda penceresinden ağaç manzarası gören yatılı hastaların, duvar gören benzer hastalardan daha hızlı bir iyileşme kaydettikleri ve özellikle baş ağrısı ve mide bulantısı gibi cerrahi sorunların daha az yaşandığını saptamıştır. Ağaçların insanlar üzerindeki psikolojik etkileri de, sahip oldukları form özelliklerine göre değişebilmektedir. Örneğin insanlarda dağınık formlu ağaçlar rahatlık duygusu oluştururken piramidal formlu ağaçlar ise disiplin duygusunu uyandırabilmektedir.
Kent ağaçları gölge, siper, korunak, sınırlama, çevre koruma, rekreasyon, ekolojik katkı, meyve gibi özellikleri nedeniyle işlevsel amaçlar için önemli bir araç olarak kabul edilmektedir.  Pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde kent ağaçları ve ormanları özellikle rekreasyon ve ekolojik işlevleri ön planda tutulmaktadır. Hartig et al., (1987), özellikle ağaçlarla kaplı doğal alanlarda 40 dakika yürümenin, kent içinde 40 dakika yürüme ve müzik dinleme/okumaya göre stresi azaltmada daha fazla etken olduğu ve bu kişilerin kendilerini daha iyi hissettiklerini ifade etmektedir.
Ağaçlar ve ormanlar, kent peyzajı içinde doğa sembolü, kişi veya alan ile karakterize edilip kent insanı tarafından benimsenerek geçmişe özlem (nostaljik) bir değer olarak algılanabilmektedir. Bir ağacın veya ormanın dikimi, tesisi veya bakımı konusunda görev alan insanlarda, o yere karşı duygusal bir bağ oluşmakta sahip çıkma ve koruma duygusu daha fazla olabilmektedir. Ayrıca iyi tasarlanmış ve yönetilmiş kent ağaçları ve ormanlar, kent insanının toplumsal gurur duyma hazzını yaşatmakta ve sahiplik duygusunu artırabilmektedir
Kent insanı yaşam alanlarında doğanın vazgeçilmez bileşeni olan ağaçları görmeyi ve hissetmeyi istemektedir. Özellikle ağaçların yeşil renk özelliğini ve mevsimsel renk değişimlerini öncelikli olarak algılamakta ve kendi yaşam mekanlarında bunu yansıtılmasını arzu etmektedir.
Diğer ilginç konu ise, kentte yaşayan insanların sürekli gördükleri, yanından veya altından  geçtikleri söz konusu ağaçların varlığından veya sağladığı işlevlerinden ne kadar FARKINDA olduklarıdır!…
Günümüzde kent ağaçlarının, gerek kent yöneticileri gerekse kent insanları tarafından gerçek anlamda farkında olmadıkları ve değer verilmediği söylemek mümkündür.  Özellikle halen kent ağaçlarının kent planlama ve tasarımda dikkate alınmaması, amaca uygun olmayan yanlış tür seçimlerinin yapılması, kullanıldığı mekanla ilişkilendirilmemesi ve yetersiz alan ayrılması, gerekli bakım ve koruma tedbirlerinin alınmaması, insanlar tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan olumsuz etkiler veya zararlar gibi karşılaşılan bu durum hala kent ağaçlarının önemsenmediğini göstermektedir.
Kent ağaçlarının, uzun ömürlü olabilmesi, yaşlandıkça estetik ve işlevsel katkıların artması ve değer kazanması, kendi doğal ekolojik ortamından çok farklı bir ortamda yetiştirilmesi gibi önemli özellikleri nedeniyle sürdürülebilir, sağlıklı ve tekniğine uygun doğru planlama, tasarlama, uygulama ve yönetim çalışmalarının yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle görsel ve işlevsel amaçlara uygun doğru yere doğru türün kullanılması temel ilke olarak dikkate alınmalıdır.
Aslında kent ağaçları, kent insanlarından ve hatta kentin yapı kitlelerinden bile uzun yaşam süresine sahip olduğu düşünülürse kentin gerçek sahipleri olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda kentin doğaya açılan pencereleri olarak sayılan kent ağaçlarının çok boyutlu olarak algılanması, farkına varılması ve gereken değerin verilmesi sonucu kentsel yaşam standartlarının geliştirilmesi mümkün olabilecektir.
Ağaç, Doğanın Simgesidir, Doğa ise Yaşamın Özüdür, Sonuçta, Ağaç Yaşamın Kendisidir.
Ağaçlara gerçek değerin verilmesi dileklerimle…


Doç. Dr. Atila GÜL

SDU Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Isparta

Reklam Sponsoru

atilagul@sdu.edu.tr

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Yorum Yap