Reklam Sponsoru

Sessiz Bahar ve Pestisitlerin Ekolojiye Etkileri

0

Sponsor

“Bir zamanlar Amerika’nın kalbinde, bütün yaşamın çevresiyle ahenk içerisinde göründüğü bir kasaba varmış. Bu kasaba, ilkbaharda yeşil tarlaların üzerinde beyaz çiçek bulutlarının gezindiği, yamaçlarında meyve bahçeleri ve yeşil buğday tarlalarının oluşturduğu bir satranç tahtasının tam ortasındaymış. Sonbaharda; meşe, akçaağaç ve huş ağaçları çamların arkasından yanıp parıldayan bir renk cümbüşü yaratırmış. Tepelerde tilkiler ulur, geyikler sonbahar sabahlarının sislerinde yarı kaybolmuş halde, tarlalardan sessizce geçerlermiş. 

Yılın büyük bölümünde, defne, kartopu ve kızılağaçlar; büyük eğrelti otları ve kır çiçekleri yolcuların gözlerini sevinç ışıkları ile doldururmuş. Kışın bile yol kenarları sayısız kuşun, meyve çekirdekleri ve karların arasından başını uzatmış kuru yabanıl otların tohumlarıyla beslenmek için geldikleri cennet gibi yerlermiş. Gerçekten de tüm yaz yaban; kuş çeşidi ve bolluğu ile tanınırmış, ilkbahar ve sonbaharda göçmen kuş sürüleri akmaya başladığında insanlar çok uzaklardan onları izlemeye gelirlermiş. Diğerleri tepelerden akan ve kuytularda alabalıkların yaşadığı gölcükler oluşturan tertemiz, buz gibi derelerde balık tutmaya gelirlermiş. Bütün bunlar bölgeye ilk yerleşenlerin evlerini dikip, kuyularını açmalarından ve ahırlarını yaptıkları günlerden yıllarca önceymiş. 

Gel zaman git zaman bölgeyi bir acayip afetin karanlığı sarar ve her şey değişmeye başlar. Toplumun üzerine bir uğursuz büyü çöker: tavuk sürülerini esrarengiz hastalıklar kırıp geçirir, sığır ve koyunlar hastalanıp ölür. Her yerde ölümün gölgesi vardır. Çiftçiler daha çok ailelerindeki hastalıklardan söz etmektedirler. Kasabada doktorlar, her geçen gün hastalarında görülmeye başlayan yeni hastalıklar karşısında şaşırıp kalırlar. Ani ve açıklanamayan birçok ölüm olmuş; bunlar sadece yetişkinlerde değilmiş, çocuklar da oyun oynarken aniden hastalanarak, birkaç saat içerisinde ölmüşler. 

Garip bir dinginlik vardır. Sözgelimi, kuşlar nereye gitmiş olabilirler? Çok kişi onlardan şaşkınlık ve endişeyle söz etmektedir. Bahçelerdeki kuş yemlikleri, terk edilmiştir. Sağda solda görülebilen birkaç kuş can çekişmektedir; şiddetli kasılmalarla sarsılmakta, uçamamaktadır. 

Sessiz bir bahardır, bu bahar. Bir zamanlar sabahları, saka kuşları, kedi kuşları, kumrular, ala kargalar, çalıkuşlarının şafak korosu ve diğer kuş seslerinin partisyonları ile canlanırken, şimdi hiç ses yoktur; sessizlik kaplamıştır tarlaları, ormanları ve bataklıkları… 

Çiftliklerde tavuklar, kuluçkaya yatmakta fakat civciv çıkmamaktadır. Çiftçiler, artık hiç domuz üretemediklerinden yakınmaktadır. Yavrular, çok küçük doğmakta ve sadece birkaç gün yaşamaktadır. Elma ağaçları çiçeklenmektedir, fakat artık çiçekler arasında arılar vızıldamamaktadır, tozlaşma olmadığından meyve de olmayacaktır. 

Bir zamanlar çok çekici olan yol kenarları, sanki alevler kasıp kavurmuş gibi sararmış ve kurumuş bitkilerle kaplıdır. Bütün canlılar terk ettiğinden buralar da sessizdir, dereler bile ölmüştür. Bütün balıklar ölmüş olduğundan artık kimse oltasını alıp gitmemektedir. 

Saçak altlarındaki yağmur oluklarında ve çatı kaplamaları arasında birkaç beyaz tanecikli toz lekesi görülmüş, bu birkaç hafta önce saçaklar, çimenler, tarla ve derelere adeta kar gibi yağmıştır (1).   

Bahsi geçen kasaba, Rachel Carson’ın hayali trajedisidir; ABD ya da başka bir ülkede yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan bir gerçeğin betimlemesidir. Akan dereleriyle, vadilerin güzelliğiyle, bitki çeşitliliği ve kuşların şarkılarıyla bilinen kasabayı kaplayan sessizliğin nedeni ne kötü bir büyü ne de düşman saldırısıdır, doğayla savaş içerisinde olan insanlardır.  

Yazar, bilim insanı ve biyolog Rachel Carson’ın kaleme aldığı “Sessiz Bahar” adlı kitabından hareketle, ekolojik dengesizliğe neden olan, her yıl canlı vücudunun şu ya da bu şekilde uyum sağlaması gereken, çoğu canlının rızası olmadan veya bilgisi dışında maruz kaldığı pestisitlerden bahsedeceğiz sizlere. Keyifli okumalar.  

Kitapta yer alan bir çizim (2)
Kitapta yer alan bir çizim (2)

Sessiz Bahar, Rachel Carson’ın 1962 yılında yayımlanan çevre bilincinin oluşmasına katkı sağlayan ve okuyucunun üzerinde derin etkiler bırakan bir çevre bilimi kitabıdır. Carson, kapsamlı çalışmasında, DDT başta olmak üzere pestisitlerin, denizlere, göllere, akarsulara, yeraltı sularına, havaya, toprağa, bitkilere, hayvanlara ve insanlara olan zararlarını açıklar. Ormanlara, tarlalara ya da bahçelere püskürtülen pestisitlerin, çevre sorunlarına neden olduğunu, besin zincirine dahil olarak enzimlerin yapısını bozduğunu ve canlı vücudunun yağ dokularında birikerek daha zararlı etkileri olan biçimlere dönüştüğünü rakamlarla ve örneklerle anlatır.

“Göldeki sazlıklar soldu, hiçbir kuş şarkı söylemiyor artık”    

1874 yılında kimyager Othmar Zeidler tarafından sentezlenen DDT (dikloro difenil trikloroetan), 1939 yılında Paul Hermann Müller ‘in DDT’nin böcek öldürücü etkisini keşfetmesiyle yaygın olarak kullanılmaya başlar. Özellikle II. Dünya Savaşı’nda bit, sıtma ve tifüsün önlenmesinde binlerce asker, göçmen ve esirde DDT (dikloro difenil trikloroetan) kullanılır. Öyle ki, elde edilen başarılı sonuçlar, 1948 yılında Paul Hermann Müller’e Nobel Ödül’ünü getirir.  

Rachel Carson, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fish and Wildlife Service (Balık ve Yabanıl Yaşam Kuruluşu)’de biyolog olarak çalışırken, DDT ve diğer pestisitlerin yaygın olarak kullanılmasından oldukça endişe duyar. Ocak 1958’de, Duxbury’de yaşayan bir arkadaşının sivrisineklere karşı püskürtülen DDT nedeniyle bölgedeki kuşların ölümden bahsettiği mektubu üzerine, Sessiz Bahar’ı yazmaya karar verir.  O tarihten itibaren pek çok bilim insanı ile konuşur, söyleşilere katılır, kamuoyu ile paylaşılamayan bilgilere ve pestisitlerin çevresel ve fizyolojik etkilerini kanıtlayan belgelere ulaşır.

Histerik olmakla, bilim ve teknoloji düşmanlığıyla suçlanan Carson, tüm çirkinliklere rağmen, 1962 yılında Sessiz Bahar’ı yayımlar. Büyük yankı uyandıran çalışması, 4 Haziran 1963’te, 56 yaşında ve meme kanseriyle mücadele ederken senato karşısında ifade vermesine neden olur.  Pestisitlerin, özellikle DDT’nin doğal yaşam üzerindeki acımasız yıkımını anlatan Carson, pestisitlerin, deniz, göl, akarsu ve yeraltı sularını nasıl kirlettiğini ve pek çok canlı türünün ya yok olduğuna ya da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıklar. İnsanlar doğayı zehirlerse, doğanın da insanları zehirleyeceğini söyler ve ekler:

“Pervasız ve yıkıcı eylemlerimiz, dünyanın uçsuz bucaksız döngülerine giriyor ve zamanla bize tehlike getirmek için geri dönüyor (2).” 

Senato karşısında ifade veren Rachel Carson, 1963 (2)
Senato karşısında ifade veren Rachel Carson, 1963 (2)

The New Yorker Dergisi’nde de bölümleri yayımlanmaya başlayan kitap, hem hükümetin hem de toplumun yoğun ilgisi ile karşılaşır. ABD başkanı John Kennedy, bir basın toplantısında kitabı değerlendirir ve bu konuyla ilgilenmesi için bir komisyon oluşturur. Komisyonun yayımladığı rapor, kimya şirketlerinin ve bürokrasinin duyarsızlığını, Carson’ın pestisitlerle ilgili uyarılarının doğruluğunu gözler önüne serer. Oluşan farkındalıkla, 1970 yılında ABD’de EPA (Çevre Koruma Kurumu) ve 1972 yılında UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) kurulur. 1972 yılında yönetmelik ve yasalarda değişikliğe gidilerek DDT ve benzeri hidrokarbonların kullanımı yasaklanır. 

Pestisitler nedir? Ne değildir? 

Zararlı anlamına gelen “pest” ve öldürücü anlamına gelen ”cid” kelimelerinden oluşan pestisit, zararlı organizmaları engellemek ya da kontrol altına almak için kullanılan madde veya maddelerden oluşan karışımlar olarak tanımlanır.  

Pestisitler, halk dilinde böcek ilacıtarım ilacıot ilacı ya da zirai mücadele ilacı olarak da isimlendirilir. Oysa ki, pestisitler, bir hastalığı iyi etmek veya önlemek için kullanılan maddeler değildir; bilindiğinin aksine, zararları olan zehirli maddelerdir. Carson’ın deyimiyle, ölüm iksirleridir. Öyle ki, ABD’deki bir yasada pestisitler, “ekonomik zehirler” olarak tanımlanır (3).  

Pestisitlerin tarihi süreci incelendiğinde, MÖ 1000 yıllarında üzüm bağlarında kükürt dumanının kullanıldığı, böcekleri ve özellikle keneleri kontrol altına almak için sülfürden ve arsenikten yararlanıldığı görülür. Ancak nüfus artışına ve kimya endüstrisindeki gelişmelere paralel olarak, tarımsal alanlarda kentleşmenin artması, tarımla uğraşan bireylerin birim alandan alınan ürün miktarını artırmak istemesi ve daha kaliteli ürün elde etme isteği ile farklı türde kimyasal maddeler sentezlenir. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra “zararlı” olarak bilinen canlıları yok etmek amacıyla 200’ün üzerinde kimyasal madde sentezlenir ve bunlar binlerce farklı ticari isim altında satılır. 

Yaşamın uyum sağlamaya zorladığı bu kimyasallar, artık sadece kayalardan yıkanarak, ırmaklarla denize taşınan kalsiyum, silisyum, bakır ya da geri kalan minerallerden ibaret değildir. Bugün bu kimyasallar, insanların yaratıcı aklının ürettiği, laboratuvarlarda geliştirilen, doğada karşılığı bulunmayan sentetik maddelerdir (1) 

Rachel Carson

Biyobirikimli bir toksin olarak tanımlanan pestisitler, uzun süre toprakta kalır, havaya ve yer altı sularına karışır; bir besin zincirinden diğeri geçerek kansere, sinir sistemi hasarlarına ve daha pek çok hastalığına sebep olur. Örneğin, yonca tarlalarına püskürtülen pestisitler, bu tarlardan elde edilen yemlerle beslenen tavuklara geçer. Daha sonra tavuklardan elde edilen besinleri tüketen diğer canlılara geçer. Bir besin zincirinden diğer besin zincirine sürüp giden bu bağlantı, ölüm zincirine dönüşür. Çünkü, herhangi bir yerde besin zincirinin zehirlenmesi, besin zincirinin her yerde zehirlenmesini demektir. 

Biz, akarsulardaki mayıs sineklerini zehirleriz ve som balığı sürüleri küçülür ve ölür. Biz, göldeki tatarcıkları zehirleriz ve zehir, besin zincirinin bir halkasından diğerine geçer ve kısa sürede göl kıyılarındaki kuşlar, onun kurbanı haline gelir. Biz, karaağaçları ilaçlarız ve daha sonraki ilkbaharda saka kuşlarının şarkıları kesilir; sadece saka kuşlarını doğrudan ilaçladığımız için değil, zehrin adım adım artık çok iyi bildiğimiz karaağaç yaprağı-yer solucanı-saka kuşu döngüsünde ilerlemesi nedeniyledir. Bunlar belgelenmiş, gözlenebilir şeylerdir ve çevremizdeki görünür dünyanın bir parçasıdır. Bunlar, bilim insanlarının ekoloji dediği yaşam ya da ölüm ağını gösterir (1).” 

Hiç pestisit kullanılmayan kutuplardaki penguenlerde, ayı balığı ve Eskimolarda DDT’nin varlığının saptanması, pestisitlerin dünyadaki dolanımının ne kadar güçlü olduğunu gösteren bir diğer örnektir (4).

Kısa Vadede Yarar, Uzun Vadede Zarar    

“Taze çiftlik ürünü” (2)

Ormanlarda, tarlalarda, bahçelerde ya da evlerde “zararlı” olarak nitelendirilen canlıları engellemek, toprağın verimini ve ürün kalitesini artırmak için kullanılan pestisitler, bilindiğinin aksine toplam “zararlı” sayısını artırır, toprağın verimini ve ürünün kalitesini düşürür. Çünkü, belirli bir süre sonra hedeflenen “zararlılar”, mutasyon geçirir, kullanılan kimyasala uyum sağlar ve sayısını artırarak tepki gösterir. Bu tepkinin farkında olmayan ya da canlılarla inatlaşan insan, daha çok pestisit kullanmaya başlar. Aşırı ve bilinçsiz kullanılan pestisitler, toprağın ihtiyaç duyduğu canlıları da yok ederek toprağın yıpranmasına neden olur. Sağlıklı ve güvenilir ürünler için sağlıklı toprak gerektiği için de ürün kalitesi düşer.

Böylelikle kimyasal savaş hiçbir zaman kazanılmamış ve bütün canlı yaşamı bunun aman vermez çapraz ateşi altında kalmış olur (1).”

TEMA Vakfı’nın değerlendirmesine göre, dünyada her yıl 24 milyar ton toprak, pestisitler ve diğer sebeplerden dolayı kayba uğrar. Çin’de hükümet tarafından yayımlanan bir çalışmaya göre, 26 milyon hektar tarım alanı, pestisitler ve diğer kirleticiler yüzünden orta ve üst düzeyde kontaminasyona (bulaşma) uğrar (5). Bu nedenle tarıma alanlarının yüzde 20’si, tarım yapılamaz hale gelir. 

“Aslında sadece birkaç yabanıl ot ya da böcek hedeflenmiş olsa bile; bunlar iyisiyle ve kötüsüyle her böceği öldürme, kuşların şarkılarını susturma, akarsularda sıçrayan balıkları durdurma, yaprakları öldürücü bir filmle kaplama, toprakta uzun süre kalma gücüne sahip, kurunun yanında yaşı da yakan kimyasallardır (1).”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre(6) 2015 yılında 39 bin ton olan pestisit kullanımı, 2018 yılında 60 bin tona yükselir. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre ise (5) 2014-2018 yılları arasında pestisit kullanımı %51,10 artmasına rağmen, hektar başına ton olarak elde edilen ürünlerde verim kaybı söz konusudur.   

Elde edilen veriler, pestisitlerin herhangi bir kazanım sağlamadığını ve doğanın dengesini alt üst ettiğini kanıtlar niteliktedir. 

Hayat kurtarıcı” olarak lanse edilen pestisitler, aslında insanın doğaya, dolayısıyla kendine doğrulttuğu bir silahtır. DDT ve bazı pestisitlerin kullanımı, kimi ülkelerce yasaklanmış olsa da halen DDT başta olmak üzere pestisitleri kullanmaya devam eden ya da kullanılmasına göz yuman ülkeler vardır. Kitabın yayımlanmasından bu yana geçen süre içinde, gerek Türkiye’de gerekse diğer ülkelerde kullanılan pestisit miktarının artarak devam ettiği acı bir gerçektir. Yapılan araştırmalara göre, pestisit kullanımına devam edilirse, sessiz baharın gelip çatacağı gün yakındır.   

Sessiz Bahar’ı kaleme alan Rachel Carson’a ve Türkçeye kazandıran Prof. Dr. Çağatay Güler’e teşekkürlerle. Başka bir yazımızda görüşmek üzere. Sevgiyle.  

Yararlanılan Kaynaklar

  1. Carson, R. 2011. Sessiz Bahar. Ankara. Palme Yayıncılık.
  2. Url-1 https://library.pepperdine.edu/news/posts/silent-spring-60-years-later.htm 
  3. Güler, Ç. ve Çobanoğlu, Z. 1997. Pestisitler. Çevre Sağlığı Temel Kaynak Dizisi. No:52 Ankara.
  4. Tarakçı, Ü. ve Türel, İ. 2009. Halk Sağlığı Amaçlı Kullanılan Pestisitlerin (Biyosidal) Güvenilirlik Standartlarının Karşılaştırılması. Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Dergisi. 20 (1) 11 – 18. Van, Türkiye.  
  5. Url- 2 https://www.bugday.org/blog/turkiyenin-pestisit-gercegi/ 
  6. Url- 3 https://www.dunya.com/kose-yazisi/tarim-zehirleri-tuketimi-artiyor/472823 

Yeni yazılarımızın cihazınıza anlık bildirim olarak gelmesini ister misiniz? Bildirimlere Abone olun.

Yorumlarınızı Merak Ediyoruz.