1. Ana Sayfa
  2. Çevre
  3. Sürdürülebilirlik üzerine çarpıcı bir örnek: Matthew Adası Geyikleri

Sürdürülebilirlik üzerine çarpıcı bir örnek: Matthew Adası Geyikleri

featured
Reklam Sponsoru

Çevre bilimleri için çok önemli kavramlardan birisi Sürdürülebilirlik’tir. Bu kavram mesleğimizle alakalı bilimsel makalelerin birçoğunda geçmektedir.

Peki nedir sürdürülebilirlik?

Sürdürülebilirlik kavramı ilk defa 1987 yılında yayınlanan “Ortak Geleceğimiz” adlı raporda şöyle yayınlandı:

İnsanlık; doğanın gelecek nesillerin gereksinimlerine yanıt verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.

Reklam Sponsoru

Yani insanın dünyadaki sınırlı kaynakları ihtiyacından fazla tüketmeyip gelecek nesilleri de düşünerek enerji kaynaklarını korumasına sürdürülebilirlik diyoruz.

Matthew Adası ve Geyik Popülasyonu

1944 yılında Saint Mat-thew Adası’nda yirmi dokuz ren geyiği serbest bırakıldığında, sürünün geleceği parlak görünüyordu. Bering Denizi’nin ortasındaki bu ada, ren geyiğinin yemesi için bol miktarda bitki ve liken sundu. Adada kurt, ayı veya başka büyük yırtıcı hayvan yaşamıyordu. Biyologlar sürünün hızla büyümesini beklediler ve büyüdüler.

1963 yılına gelindiğinde, sadece on dokuz yıl sonra, sürü altı binden fazla ren geyiği saydı ve sonra bir şeyler ters gitti. 1965 yılında ren geyiği avlamak için Saint Matthew’i ziyaret eden denizciler, adayı ren geyiği iskeletleri ile dolu buldular. Sadece birkaç canlı ren geyiği gördüler. Denizcilerin rahatsız edici raporu sürüyü inceleyen bir bilim adamı olan Dr. David Klein’a ulaştığında hemen araştırmayı planladı. Uzak adaya ulaşım düzenlemek zordu. Alaska ve Sibirya’nın ortasında yer alan bu Amerikan adası, her yerden o kadar uzaktı ki, ulaşılması neredeyse imkansızdır. Kimse orada yaşamıyor, bu yüzden adanın havaalanı yok ve küçük uçakların girişimi için deniz çok uzaktır. Yılın çoğu için, kutup deniz buzu ile çevrilidir ve tekne ile bile ulaşılamaz.

Dr. Klein ve iki iş arkadaşının Sahil Güvenlik gemisiyle adaya ulaşması bir yıldan uzun sürdü. Kamp malzemeleri, yiyecekler ve iki hafta içinde alınacakları vaadiyle, araştırmacılar kıyıya bırakıldı. Araştırmalarının ilk adımı afet raporunun doğru olup olmadığını belirlemekti. Yıllar önce Aziz Matthew’e yaptığı iki ziyaretinde, Klein her yerde geyik avcılığı yapan insan grupları görmüştü. Ama şimdi ada garip bir şekilde yalnız duruyordu. Ren geyiğinin iskeletleri her tarafa dağılmıştı.

Klein, adaya yaptığı ilk gezilere dayanarak felaket hakkında birkaç şüpheye sahipti. Ancak gizemi çözmek için, kapsamlı bir soruşturma yapması gerekiyordu. İlk adım olarak, araştırmacılar adada sörvey çalışması yapıp mevcut durumu keşfettiler. Birkaç günlük zorlu yürüyüşten sonra, tüm adada sadece kırk iki canlı ren geyiğinin kaldığını tespit ettiler. Bunların hepsi, cılız yetişkin bir erkek hariç, yetişkin kadınlardı. Buzağı yoktu. Buzağıların olmaması, erkeğin çiftleşebileceği hiçbir geyiğin olmadığı anlamına geliyordu. Böylece sürü kısa süre sonra tamamen yok olmaya mahkum oldu.

Diğer altı bin hayvan ne zaman ve nasıl öldü? Ve bir zamanlar bu sağlıklı sürü neden böyle bir felaket yaşadı? Belki de ren geyiği iskeletlerinde bir ipucu vardı. Klein, iskeletlerin neredeyse hepsinin aynı çürüme durumunda olduğunu fark etti. Bu, tüm sürünün yaklaşık aynı zamanda öldüğü anlamına geliyordu. Kemikler üzerinde büyüyen yosun ve ağarmış durumlarına dayanarak, Klein iskeletlerin varlığının en az üç yıldır burada olduğunu tahmin etti. Klein, 1963 yazında adayı ziyaret ettiğinde altı bin hayvan saymıştı, bu nedenle ren geyiğinin o yaz ve 1964 yazları arasında (sadece 1 yıl içerisinde) öldüğü sonucuna vardı.

Klein, ölüm tarihiyle ilgili daha fazla ipucu bulmayı umarak, iskeletleri daha dikkatli bir şekilde inceledi. Kısa süre sonra, hala annelerinin içindeyken ölen bebek ren geyiğinin minik kemiklerini buldu. Bu küçük kemikler Klein’a dişi ren geyiğinin buzağılarının hala geliştiği kış sonunda öldüğünü gösterdi.

Klein bu ani ölüm nedeni hakkında ipuçları aradı. Adada hiçbir yırtıcı yaşamıyordu ve insanlar nadiren ziyaret ediyordu. Dolayısıyla, bu potansiyel katillerden hiçbiri davada şüpheli değildi. Klein, daha önce Saint Matthew’e yaptığı ziyaretlerde neredeyse hiç rahatsızlık veya parazit belirtisi bulamadığı için hastalıkları ve parazitler olmasına ihtimal vermedi. Bu kadar ıssız bir adada başka bir yerden enfekte olmuş bir hayvanın herhangi bir hastalık veya parazit getirmesi de mümkün değildi. Çünkü Saint Matthew Adası çok uzaktı. Klein her yaştan hayvandan iskelet buldu. Bu nedenle yaşlılık da ölümün nedeni değildi. Hava ve açlığı olası nedenler olarak düşündü. Hava durumu muhtemel görünüyordu. 1963-64 kışında Bering Denizi bölgesinde şimdiye kadar kaydedilen en derin kar ve en soğuk sıcaklıklar vardı. Ancak Klein tek başına şiddetli bir kışın böylesine büyük bir ölüme neden olmaması gerektiğini düşünüyordu. Ren geyiği kutup hayvanlarıdır. Yeterli yiyecekleri olduğu sürece, en sağlıklı ren geyiği, şiddetli bir kışta bile hayatta kalabilmelidir.

Bu nedenle Klein, Saint Matthew Adası dizininin sağlıksız olduğundan veya 1963-64 kışında yiyeceklerinin tükendiğinden şüphelendi. Bu düşünce göz önünde bulundurularak, iskeletlerdeki açlığın kanıtı arandı. Kemiklerin içine gizlenmiş önemli bir ipucu buldu: İyi beslenen bir hayvanın kemik iliğinde yağ vardır. Bu yağlı mar-hat, bir hayvan öldükten sonra beş yıl veya daha fazla kemiklerde kalır. Bunu bilen Klein, kemik iliğini incelemek için iskeletlerin bacak kemiklerini açtı. Kemikten sonra kemik, iskeletten sonra iskelet, kemik iliği tamamen gitmişti. Hiçbir hayvanın kemik iliğinde yağ yoktu. Bu, sürünün açlıktan öldüğünün açık bir kanıtıydı.

Klein üç yıl önce adayı ziyaret ettiğinde, ren geyiğinin bazı önemli kışlık yiyecek bitkilerinin aşırı seyreldiğini fark etmişti. Bu kez etrafına baktığında, daha ciddi bir hasar fark etti. Küçük bitkilerin çoğu sanki kırpılmış gibi görünüyordu. Ve liken, bir zamanlar adayı halı haline getiren yosun benzeri organizmalar, şimdi birçok alanda yoktu. Klein, en ciddi hasarın, rüzgarların kışın kardan uzak kaldığı tepelerde ve sırtlarda olduğunu gözlemledi. Bu tür yerler kış aylarında ren geyiği tarafından yoğun olarak kullanılırdı.

Hasarlı bitki yaşamı, Klein’ın geyiklerin besleyici gıdaların eksikliğinden tükendiğinden şüphelenmesine neden oldu. Ren geyiğinin ağırlıklarında sağlıklı yiyecek eksikliğinin ortaya çıkacağını bilen Klein, daha önce Saint Matthew’e yaptığı ziyaretlerin kayıtlarını inceledi. 1957’de incelediği hayvanlar, başka bir yerde çoğu ren geyiğinden daha fazla (199 ila 404 kilo) ağırlıkdaydı. Açıkçası, hayvanların o zaman bol miktarda yiyeceği vardı. Buna karşılık, 1963’te ortalama 50 ila 120 kilo daha az ağırlıkdaydı. Bu düşük ağırlıklar, sürü altı bin hayvanı saydığında, ren geyiğinin birçoğunun yemek için yeterince besin bulamadığını gösterdi.

Klein daha sonra adada kalan birkaç canlı ren geyiğini tarttı. Bu hayvanlar hala normalden daha hafifti. Yeterince iyi yiyecek alamıyorlardı. Klein şimdi ne olduğundan emindi. Sayılarını sınırlamaktan rahatsızlık duymadan, ren geyiği sürüsü adadaki yiyeceklere güvenerek hızla büyümüştü. Başlarda tüm hayvanların bol bol yiyeceği vardı. Ancak birkaç yıl sonra hayvan sayısı çok arttı. Ren geyiği, tundra bitkilerini ve likenlerini, büyüyebileceğinden daha hızlı yedi ve ezdi. Kışın rüzgârlı sırtlarda kalabalık, büyük sürü yemyeşil liken halısını yok etti. En besleyici bitkiler ve likenler tükenmeye başladığında, ren geyikleri açlıkla karşılaşıp kilo vermeye başladı. Bu kötü durumda ve onların yaşamlarını sürdürebilecek yetersiz yiyecekle, felaket kaçınılmazdı.

1963-64’teki sert kış, bir zamanlar sağlıklı sürünün sonunu yazdı. Saint Matthew Adası ren geyiği tam anlamıyla kendi sonlarını getirmişti. Klein ve meslektaşları Saint Matthew Adası’ndan ayrıldıklarında, hem adalarındaki bitki popülasyonunu ve hemde içerisindeki hayvan popülasyonunu -kendileriyle birlikte- yok etmişlerdi.

Deli J eğrisi

Gelelim bu hikayeden çıkarmamız gereken derse. Yukarıda grafiğini verdiğimiz eğriye Deli J eğrisi diyoruz. Geyiklerde yaşanan bu popülasyon artışının aynısı şu an insan nüfusu için de geçerli olduğu biliniyor (aşağıda insan grafiğini de verdik). Bilim adamları dünya kaynaklarının sorumsuzca tüketildiğini düşünüyor ve böyle devam ederse çok geçmeden insanoğlunun sonunun da Matthew adasındaki geyikler gibi olacağını düşünüyor.

Umuyoruz, dünya kaynakları daha fazla tüketilmeden, geleceğimize hep beraber sahip çıkarız ve muhteşem dünyamız daha fazla acı görmek zorunda kalmaz.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Peyzaj Mimarlığı Doktora Öğrencisi. Peyzax'ın kurucu ve idarecisi. Bilim, Sanat, Felsefe ile ilgileniyor.

Yorum Yap